Kılavuzu Karga Olanın

 

Kılavuzu Karga Olanın…

Türkiye terörle mücadelede uzun yıllarını kaybetti. Bu kayıplar sadece “yıl” olarak kalmadı elbette… Çok büyük maddi imkanlar ve hepsinden de önemlisi binlerce yetişmiş “vatan evladı”.

En son Çukurca’da meydana gelen hain saldırıda yitirilen canlar. Ve daha da acıtıcı olan ayrıntılar. Bu saldırının üzerinden birkaç saat geçmeden malum cemaat medyasında ezberlenmiş ve ortak ağızdan yapılan haberler: “Asker kusurlu muydu? İhmal mi vardı?”

Hasan Cemal’in Kandil röportajıyla ilgili yazımda “operasyon devam ediyor” demiştim. Evet operasyon hala devam ediyor. Operasyonun bu cephesinde dini hassasiyete sahip, “Allah” diyen herkese sonsuz güven duyma hasletine-haslet diyorum ama bu artık haslet olmaktan çıkıp, gaflet noktasına gelmiştir- sahip Müslüman Türk’ün duygularını istismar edip, onu, gözbebeği, “Peygamber Ocağı” adını verdiği ordusuna karşı cephe almasını sağlamaya çalışan “cemaat” medyası. Adeta hain saldırıyı kutsayacak, düşman (!) kuvvet TSK’yı yıpratacak ne kadar tez varsa kullanacak kadar alçalan bir cemaat medyası… Hain saldırının gerçekleştiği 17 Ağustos 2011 tarihinden iki gün önce (15 Ağustos 2011) yayımlanan Aksiyon dergisinde Haşim SÖYLEMEZ imzasıyla “Askeri harita ve kriptolar PKK’nın elinde” haberi acaba nerelere, hangi mesajı veriyor. Ve daha da ilginci hain saldırı gerçekleştikten birkaç saat sonra Zaman gazetesi internet sitesinden “PKK sevkiyat konvoyundan haberdar mıydı?” başlıklı bir haber yayınlayarak gene dikkatleri cahiliyye Araplarının bile kutsal kabul edip savaştan uzak durdukları mübarek Ramazan ayında kahpe pusularla, kalleşliklerle evlatlarımıza kıyan PKK ve uzantısı Kürtçülerden, “En büyük düşman: TC’nin Ekseri(!)”ne, TSK’ya, her şeye rağmen “Peygamber Ocağı” dediğimiz ordumuza çekerek hedef saptırıyor, mide bulandırıyor. Bu gerçeği Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan YENİÇERİ bakın nasıl güzel dile getiriyor:

“PKK pusu kuruyor, Mehmetçik’i şehit ediyor, karakola saldırıyor, araç kundaklıyor ve mayın döşüyor. İktidar yandaşı çevreler ise her saldırı sonrasında karakolların yapısını, saldırı sırasında gösterilen ihmalleri, istihbarat yoksunluğunu ve askeri zafiyetleri tartışmaya açıyor. Belirli odakların sürekli olarak askerin tutumunu, komuta hatalarını, istihbarat zafiyetlerini çarşaf çarşaf tartışmaya açarak dikkatleri PKK üzerinden TSKüzerine çekiyor. PKK’nın üstlendiği saldırıları bile milletin gözünün içine baka baka PKK’nın değil,  “derin PKK” nın yahut  “Ergenekoncu”  grupların gerçekleştirdiğini söyleyenler çıkıyor.

Devleti yönetenler ve kurumlar arasında zafiyetin olduğu yerde istihbarat zafiyetinden bahsetmek de abesle iştigaldir.”

Yazının tamamı için: Yeniçağ Gazetesi 19 Ağustos 2011

Bu haberler yapılırken görünmeyen kamuoyu yaratmak amacı güdüldüğü bir gerçek ve maalesef bu amaca da kısmen ulaşılıyor. Artık sade, vatansever, dindar insanlarımız bile ordusunu “kendi askerini öldüren” suç örgütü olarak görmeye başlıyor. Bu süreçte ordumuzun hataları, eksikleri, yanlışları elbette olmuştur, ancak bu yanlış ve kusurların düzelmesinin yolu bu değildir, olamaz da. Bu haberlerde iyi niyet yok, art niyet var, bu haberlerde ıslah yok, ifsat ve fitne var. Yukarıdaki fotoğraftaki coğrafi koşullara bakın ve o koşullarda hangi istihbarat aracının o yoldan geçmek zorunda olan bir birliği güvenle yolculuk ettirebileceğine siz karar verin. Ankara-İstanbul'da masa başında oturup, asker kusurluydu, istihbarak zaafiyeti vardı demek kolaycılıktan başka birşey değildir.

Anlaşılan şudur ki; bu kılavuzlarla yola devam ettiğimiz sürece burnumuzun güzel koku, ciğerlerimizin temiz hava alması mümkün gözükmüyor.

Devlet Büyüklerimiz (!)

Bu süreçte devlet büyüklerimizin tavrını da çok manidar buluyorum. Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL, “iyi şeyler olacak” diyerek kutsadığı ancak “ihanet açılımı” diye tarihe geçecek olan bu süreci okumamakta/okuyamamakta ısrar ediyor. Bütün bu olanları hala o kutsal projelerini akamete uğratmaya çalışan “provokasyonlar” olarak açıklamaya çalışması bu işin başında olan kişilerin ne kadar gâfilane hareket ettiğinin ve gülünç duruma düştüğünün kanıtıdır. Olay provokasyon boyutundan çoktan çıkmıştır. Eğer dağda askerine silah doğrultan ve öldürülen bir terörist leşini almaya 100.000 kişi gidiyorsa bunun adı provokasyon olmaktan çoktan çıkmış demektir. Yoldaşı R. Tayip ERDOĞAN’ın bile “aça aça, açacak bir yerimiz kalmadı” itirafı anlamına gelen “bıçak kemiğe dayandı” açıklamasına rağmen hala Cumhurbaşkanının “provokasyon” sığınması bu konudaki yanlış teşhisindeki ısrarının göstergesidir. Bugün R. Tayip ERDOĞAN’ın geldiği noktanın tam olarak adı: “9 yıldır yanlış yaptık” tır. Önce “Kürt Sorunu” diye büyük bir cesaretle(!) ilan ettiği sorunun aslında “Kürt sorunu” değil “terör sorunu” olduğunu anlaması maalesef bu milletin 9 yılına ve yüzlerce şehidine malolmuştur. Kemal Burkay’ları, Şivan Perver’leri bağrına basmakla “ihanet şebekeleri”ne yaranamayacağını anlamıştır Başbakan ancak kaybolan gene “yıllarımız” ve “canlarımız” olmuştur.

Hava Harekatı/Kara Harekatı

Bu işin çözümünü Asteğmen Aydın ÖZDALGA Genelkurmay Başkanına yazdığı Açık Mektubunda bakın ne güzel dile getiriyor:

“Hemen üstünüzdeki karargah kıyafetini çıkartın ve manevra kıyafetinizi giyin. Daha sonra da karargahın önündeki Genelkurmay Forsunu indirin ve çantanıza koyun. Genelkurmay Karagahındaki tüm kurmay kadronuzu da, manevra kıyafetini giydirerek, hep birlikte uçağa binerek, Diyarbakır’a uçun.

Diyarbakır’a varınca da Genelkurmay Forsunu 7. Kolordu Karargahındaki direğe çekin ve sadece tek bir cümlelik açıklama yapın:

“Misak-ı Milli sınırları içinde tek bir düşman kalmayana kadar, buradayım!”

F-16’lar gece Kandil’i vurmuş! Eğer amaç pilotlara atış eğitimi vermek ise, bir diyeceğim yok. Yok amaç düşmanı yok etmekse, heyhat... Daha jetler gelmeden düşman mağaralara girer, belki bir kaç düşman ölür, hepsi bu.”

Evet gerçekten de Firatnews.com’un haberine göre bir haftaya yaklaşan bombardıman sonucunda sadece 3 HPGgerillası hayatını kaybetmiş. Asıl zaiyat yanan ormanlarmış(!). Ne kadar doğrudur, ne kadar güvenilir bu habere bilinmez ama sadece hava harekatının, hele hele “tavşana kaç, tazıya tut” diyen ABD istihbaratıyla yapılan bir hava harekatının kesin sonuç vermeyeceği çok açık. Hasan Cemal gidip ceviz ağacı altında, Karayılan’ı bulup görüşüyorsa Türk ordusu ve istihbaratı olarak sen de o ine girip kelle alabilmelisin. Burada peşmergenin, abd’nin, içişleriymiş, sınır güvenliğiymiş gibi akıl dışı açıklama ve uyarılarına kulak asmadan Türk Milletinden aldığı gücü gerektiği gibi kullanmalıdır.

 

Alperen ÇELİK

23 Ağustos 2011

www.alperencelik.net

Share

Bu makaleyi sosyal medyada paylaş...

PLG_ITPSOCIALBUTTONS_SUBMITPLG_ITPSOCIALBUTTONS_SUBMITPLG_ITPSOCIALBUTTONS_SUBMITPLG_ITPSOCIALBUTTONS_SUBMITPLG_ITPSOCIALBUTTONS_SUBMITPLG_ITPSOCIALBUTTONS_SUBMITPLG_ITPSOCIALBUTTONS_SUBMITPLG_ITPSOCIALBUTTONS_SUBMIT

Fotoğraflar