Üstad Hasan ÇELEBİ/Yenişafak

Bugüne dek sayısız talebe yetiştirdiniz, icazet verdiniz. Şimdi evinize çekildiniz. Bu bir dinlenme süreci mi?

Talebeleri bu sene bıraktım. 1976'dan bu yana talebe yetiştirmeye çalıştım. Bir şeyler öğrettiğimi zannediyorum ama bilmiyorum bu milletin takdiridir. Ama maksadım bu sanatın kurtulmasıydı. Elhamdülillah onu bir yere kadar getirdim. Bundan sonrakini gençlere bırakıyorum. Kendime de çalışayım istedim biraz. Çalışma odamda hocamın, talebelerimin yazıları asılı. Bu yüzden ben de bir şeyler yazıp odama asayım diyorum. Bir de bundan sonra elif, be yazacak talebeleri yetiştirme kzor geliyor bana. Elimde titreme zuhur etti. Gençler var şimdi onlar yetiştirsinler. Derslerine bakıyorum yine bitmiş değil. Bildiklerimi beraber götürmek istemiyorum. Benle birlikte kabre gitmek yok hepsi burada kalacak. Öğrenmek isteyenlere öğreteceğim.

 

50. YIL SERGİSİ AÇACAK

Seneye ellinci yılı dolduracaksınız sanatta. Hattı öğrenmeye başladığınızda 2 yıl rabbiyessir yazdığınızı biliyoruz. Bu elli yılın sırrı sabır mı?

Evet, bu sabır, sevgi ve devam işi. Yorucu tarafları var tabi. Malzemen iyi olmazsa yorar. Malzemen iyiyse, aradığını bulmuşsan 24 saat de çalışsan yorulmazsın. Yeter ki istediğin neticeyi al. Alın teri gelince insan yorgunluğunu unutur. Bir başkasına göstermek mesele değil. Güzel bir iş çıkarsa tarihe kaydolur. Bu milletin malıdır. Bu milletin malını muhafaza ettim fev'asınca insanın yorgunluğu gidiyor. Bunlar da hattın sırları. Bazı insanlar iş getirirler ama işleri müşkül olur.Elinden iyi çıkmaz, maniler çıkar. İşte o zaman yorulursun. İşte elli seneye böyle böyle geldik. Ellinci yıl için sergi açmayı düşünüyorum inşallah nasip olursa.

 

Hattat işini yaparken hep dini esaslarla hemhal oluyor. Bu yaptığınız işe nasıl sirayet ediyor?

Bazı işlerin manasından mıdır bilemem yazımı çok kolay olur. Bazen Kur'an okurken bu ayeti yazsam nasıl olur deyip Kuran'ı bırakıp kalemi elime aldığım çok olmuştur. O zaman kolayca yazarım. Kalem, mürekkep ve kağıt birbirine uyunca o iş bitiyor.

 

Meşk etmek için belirli bir saatiniz var mı?

Gün ışığında çalışmak bizim için çok verimli değil. Eskiler gözünü seven ikindiden sonra çalışmasın derdi. Güneş yatay geldiği için istediğin gibi yazamıyorsun. Masa lambasıyla çalışıyorum ben genelde. Gözü yormayacak bir ışık vaktinde çalışmak lazım. İnsanın haleti ruhiyyesi olarak sabah namazından sonra öğlene kadar en iyi bereketli vakit budur. Sadece bir hattat için değil. İş yapacak herkes için böyle.

 

Bu sırlı bir iş diyorsunuz. Nedir bu sırlar?

Sırlı, çok sırlı. Sırrını ben keşfedemedim sana da anlatamam. Mesela bu kadar senedir talebeye ders veririm, yurt dışından talebeler gelir, işlerine bakarım. Yazıya şöyle baksam ve benim gözüme kalsa geç diyeceğim. Ama kalemi elime alıyorum, hataları o zaman görüyorum. Bu bir sır, kalemle benim aramda. Bunu bilemiyorum. O kalemi elime aldığımda ben yönetmiyorum. O kendi kendine gidip hataları işaretliyor sanki.

 

YARABBİ KALEMİ ELİMDEN DÜŞÜRME

Bir hattatın yaşının ilerlemesi dezavantaj mıdır?

Yaşlandıkça işi zorlaşır. Güçten düşüyor, sinirler zayıflıyor. İstediğin neticeyi alamıyorsun. Gözlerin görmüyor, tashiyatı yapamıyorsun. Benim de elim titriyor ama yazı yazarken mani değil bana. En azından şimdilik. Ne kadar devam eder onu bilemiyorum, tedbir alıyorum. Dua ediyorum 'Yarabbi son nefesime kadar elimi kalemden, kalemi de elimden düşürme' diye. Öte yandan tecrübenin büyük faydası var. İlk dönemlerinde bir yazı için üç dört defa kalıbını yaparsın. Ama yaşlandığında hangi harfin nereye geleceğini çok düşünmezsin.

 

Dünyadan da çok fazla öğrenciniz var. Hatla sadece Müslümanlar mı ilgileniyor?

Hayır, gayrimüslim öğrencilerim de var. Almanya'dan bir doçent geldi mesela. 2.5 ay kaldı, biraz bir şeyler öğrendi gitti. 'Ne yapacaksın' dedim. O da 'Ben psikiyatri bölümünde hocayım, bununla hastalara terapi yapmak istiyorum' dedi. Fransa'dan bir kadın geldi yine. 15 gün kaldı, resim gibi hemen öğrenirim zannetti, pek olmadı. Dünyanın her tarafında bu sanatın en iyisinin İstanbul'da olduğu biliniyor. E-maille ulaşmaya çalışıyorlar bana. Geliyorlar, onlara yol gösteriyoruz. Amerikalı talebelerim gönderiyorlar bana ben de kırmızı kalemle olmayan yerleri işaretleyip geri gönderiyorum.

 

BATI BU SANATA İLGİSİZ

Dünyada artık geleneksel İslam sanatları biliniyor ve rağbet görüyor. Siz de eserleri yurt dışına açılmış biri olarak bu sanatın dünyadaki algısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Türkiye'den giden sanatlarda umumiyetle klasiği öne çıkarıyorlar. Ona bakıyorlar. Ona kıymet veriyorlar . Çünkü moderni herkes yapıyor. Usta olan da yapıyor olmayan da yapıyor. Ama bizimki bir parça böyle bu hususta emek sarfetmiş olanlardan modern beklemiyorlar. Onların mutlak surette ciddi bir şey yapmasını istiyorlar. Ve bu işin yaşaması da bununla oluyor.

 

Batı'nın bu sanata bakışında halen bir değişiklik yok mu?

Batı halen bu hususa hiç ilgi duymuyor. Ancak onların içerisinden bazıları sanat merakı olan Müslümanlardan ahbapları, eş-dostları tanıdığı varsa biliyorlar. Avrupa halklarının buna itibarı yok. İslam sanatı olduğu için ne yapsın? Evine şimdi hadis-i şerif'i mi assın? Ayet-i kerime'yi mi assın? Esas itibariyle batı kendi sanatlarıyla bizi de dejenere edip yoldan ayırmak istiyor.

 

Nasıl yani?

Bugüne kadar hep bunu yaptılar. Harf inkılabından sonra elli sene resmi pompaladılar. Resim yapın dediler ısrarla. Okullara gittiniz hep sizlere resim dersleri verdiler. Ama bu kültürümüz hakkında bir satır bir şey söylediler mi? Milletin bu hususta o günkü idarecilerin üstünde vebali var. Bu esas bizim sanatımızdır. Bunu öğretmeleri, hiç olmazsa kültürünü vermeleri lazım gelirdi. En basitinden bunun okunmasını öğretmeleri lazımdı.

 

Cumhurbaşkanlığı ödülü alırken artık bu sanata nişan veriliyor demiştiniz.

Hat sanatı bir dönem yasak edildiği için millet de pek fazla kıymetini bilemedi. Korktular. Ben on sekiz sene Hamid Bey'le beraber bulundum. Devlet nezdinde ve ya halktan kimseden iltifat görmedim. Kimse gelip de 'Yahu iyi ediyorsun. Bir sanat eserini su yüzüne çıkarıyorsun, demedi. Aksine 'Artık bu hükmü geçmiş şeyle niye uğraşıyorsun, vazgeç' diye de çok söyleyen oldu. Tabi ki bu durumun karşılığında bugünkü cumhurbaşkanı ödül verirse benim ona takdir duygularımdan başka ne olur? Hele geçirdiğim merhaleleri düşününce. Şu an çok çok iyi bir noktadayız. Şükürler olsun!

 

MODERN HATTI DENEMEDİM

Türk sanatçıların çağdaş sanat ısrarı var fakat yurt dışında pek bir başarı yok. Bu Türk sanatçıların bir kompleksi mi?

 

Biraz öyle. Çağdaş sanat ısrarı bir komplekstir. Her sınıftan insan bu işi yapıyor ama bir zaman geldi ki bu iş din görevlilerinden devam etti. Dışarıya taştı, dışarısı da tam bilmiyor ayeti, Kuran'ı. İkaz ediyorsun bu kez de darılıyor. Bakın bizim sanatımız yabana atılacak bir sanat değil. Pek kolay öğrenilmediği gibi güzellik bakımından da başkasıyla kıyas kabul etmez. Estetiği vardır. Bugün Avrupa'da sanat olarak resim vardır. Başka bir şey var mı, yok. Resimle hattı hiç kıyaslayamazsınız. Kıyas kabul etmez. Bizim sanatçılarımızın da bunu düşünüp Avrupa'nın modern renklerine aldanıp bu sanatı tahrip etmemelerini isterim. Benim görüşüm budur.

 

Peki, hat sanatına çağdaş yorumlar katılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Hatta modern çalışan arkadaşlar var. Bana da teklifleri oluyor. Moderni deneseniz diyorlar. Ama ben deneme lüzumunu görmedim. Deneyecek olsam alıp kalemi onların dediği gibi mutlaka modern bir şey yaparım. Ki denedim de. Baktım ki o fazla bir emek istemiyor. O zaman bu sanatkarlara ben şunu söylüyorum. Demek ki icra etmekte olduğunuz sanatı götüremiyorsunuz, zor geliyor. Onun için yoldan sapıp bir şeylerle kendinizi tanıtmak ve bilinmek istiyorsunuz. Meşhur olmak isteyenlerin başvurduğu bir alan oldu burası.

 

ESERLERİM YAZILAR DEĞİL TALEBELERDİR

İTO'dan kitabınız çıktı. Bakma imkanınız oldu mu?

Evet, ben kitap için Nokta ve Çizgi Arasında Geçen Bir Hayat ismini önermiştim. Ama onlar Noktalar ve Çizgiler Arasında Bir Ömür ismini koymuşlar. Kitabı hazırlayan kız uzun zamandır talebeydi, derse geliyordu. Derslerdeki konuşmalarımın hepsini kaybetti, çok soru soruyordu. Onları topladı bir kitap çıkardı ortaya. Bir yerde iyi oldu. Çalışmalarım kaydedilmiş oldu. Çalışma disiplinim ortaya çıktı. Bir köy çocuğu, köyden başlayıp kimsenin elinden tutmadığı biri. Garip guraba, yurdundan uzak. Gelmiş buralarda gayret ederek kendi başına bir şeyler öğrenmiş. Hayatımın özeti bu. Bu kitap da benim için bir hatıra kaldı. Böyle bir adam da gelmiş geçmiş deyiverirler. İşi öyle fazla da abartmaya ihtiyaç yok.

 

Nokta ve çizgi arasında, nasıl bir hayat?

Çok güzel. Aslında bunu benim etrafımdakilere soracaksın. Çünkü etrafımla çok ilgilenmedim. Bu işi yaparken kendimi tecrit ederek çalıştım. Böyle bir hayat. Bu işi iyi yapabilmek için günde otuz saat çalışmak lazım. Konsantrasyonunun tam olmalı. Zaman gelmiştir ki sabahtan otururum ikindiye kadar yerimden kalkmam. Sadece namaza kalkarım. Vazifeli olduğumda camiye gider namazı kıldırır hemen gelir masanın başına otururdum. 2 senedir çok çalışamadım. Tansiyon hastalığına tutuldum. Çok fazla yorulduğumda kalp ritmim bozuluyor. Ancak dinlenip yorulmazsam uykum tamsa sorun yaşamıyorum ama. Günde 4-5 saat çalışacağım aralıklarla.

Medine'de, İstanbul'da bir çok camide sizin yazılarınız var. Bunun sizin için önemi nedir?

Ben camilerde, evlerde asılan levhalar hakkında hiçbir şey söylemem, eserim diyemem. Eserim demem lazım gelirse talebelerimdir. Dünyanın her tarafında varlar. Şimdi bakınız eskiden yapılan camiler birer birer yıkılıyorlar. Oralardaki yazılarımın hepsi gidiyor. Anlaşılan ki bunlar baki değil o yüzden onlara bel bağlamıyorum. Hırka-i Şerif'in kubbesindeki yazıları 2 kez yazdım, hesap et. 4 sene evvel yeniden yazdım. Koruyamıyorlar koruyamayınca o bir eser olmaktan çıkar işte. Binalardan sabit değil.

Kaynak: Yeni Şafak Gazetesi

 

 

 

Share

Bu makaleyi sosyal medyada paylaş...

PLG_ITPSOCIALBUTTONS_SUBMITPLG_ITPSOCIALBUTTONS_SUBMITPLG_ITPSOCIALBUTTONS_SUBMITPLG_ITPSOCIALBUTTONS_SUBMITPLG_ITPSOCIALBUTTONS_SUBMITPLG_ITPSOCIALBUTTONS_SUBMITPLG_ITPSOCIALBUTTONS_SUBMITPLG_ITPSOCIALBUTTONS_SUBMIT